28 Aralık 2016 Çarşamba

Hukukçuların Ders Kitabı Var mı?

Yok. Hukuk fakültelerinde ders kitabı yok. Ders kitabı diye basılmış onlarca eser var. Ders kitabı olarak tavsiye edilen onlarca kitap var. Ama ders kitabı yok. Çünkü hukukçu akademisyen hayatında hiç ders kitabı okumamıştır ve ders kitabının ne olduğunu bilmez.
Biz akademisyenler eğitim-öğretim konusunda kendimizi yetkin hissederiz. Şunu şimdiden itiraf etmeliyiz: Hukukçu öğretim üyesinin eğitim ve öğretime ilişkin görüşleri ve pratikleri bilimsel temellere dayanmaz. Evet bilimin evinde öğretim yapan hukukçu akademisyenin eğitimin bilimsel yönüyle hiçbir ilişkisi yoktur. Onun için ders kitabı, hocanın derste tavsiye ettiği kitaptan ibarettir. Bir ders kitabının hangi niteliklere sahip olması gerektiği hakkında hiç düşünmemiştir. Benim bu meseleyi dert edinmem, doktora sırasında zorunlu olarak aldığımız eğitimbilim dersleri ile başlamıştı. Öğretimde Araçlar ve Planlama gibi bir isme sahip bir derste, ders kitabının herhangi bir kitap olmadığını görmüştük. İşte o derste, o güne kadar hiç ders kitabı okumadığımı fark ettim.
Pozitif hukuk derslerinde okutulan kitaplar arasında ciddi farklar olduğunu söyleyerek başlayayım. Misal, bir ceza hukuku ders kitabı iki yüz sayfa iken, bir başka ceza hukuku ders kitabı, kapsamı aynı görünmekle beraber, bin sayfa olabiliyor. Ülkedeki bütün ders kitaplarının aynı içerikte, biçimde ve kalınlıkta olmasını beklemiyorum elbette. Ama beş katına kadar çıkabilen farkı da anlamakta zorlanıyorum. Bunun yanında bir öğrencinin elindeki ders kitaplarına bakacak olursak, burada da ciddi bir orantısızlık olduğunu görürüz. Aynı ders saatine ve aynı krediye sahip iki dersin ders kitapları arasında açıklanabilmesi güç farklılıklar olabiliyor.
Mesele sadece incelik-kalınlık meselesi değil elbette. Bir ders kitabının tasarlanması başlı başına bir iş ve bilimsel temellere dayanması gerekiyor. Anadolu Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmanın en büyük avantajlarından biri, ders kitabı yazım süreçlerine dahil olmak idi. Üniversite personelinin büyük bir kısmı Açıköğretim Fakültesi’nde okutulan kitapların hazırlanma sürecine şöyle böyle katılmıştır. Mesela ders kitabı kaç üniteden oluşacak. Kimi sözde hukuk ders kitaplarına bakacak olursanız, otuz bölümle karşılaşabilirsiniz. Halbuki eğer bu kitap bir dönemde okutulacak ise, ders haftası sayısı on ikidir. Öğretim üyesinin dersi bir bütünlük düşüncesi içerisinde anlatması gerektiğini de varsayarsak, ünitelerin yahut bölümlerin de bu bütünlük gözetilerek belirlenmesi gerekecektir. İşte incelik-kalınlık meselesi de burada ortaya çıkıyor. Ders saatiyle ve dersin kredisiyle orantılı şekilde, bir haftada öğrencinin kaç sayfa okuyabileceği ve çalışabileceği hesaplanarak bölümlerin hacmi belirlenmek durumunda.
Bu söylediklerim, üniversitelerde bir süredir devam eden Bologna sürecine uyum çalışmalarına uygun. Bir bütün olarak Bologna sürecini savunmuyorum. Ancak bu uyum çalışmalarının verdiğim dersler hakkında düşünmemi gerektirdiğini de itiraf etmeliyim. Ders kitabının tasarlanması da bunun bir parçası. Ders kitabının kaç üniteden oluşacağı, hacminin ne olacağı, öğrencide nasıl bir etki bırakmak istediği, bu etkiyi oluşturma araçlarının neler olduğu, ders kitabı içerisinde etkiyi sağlamaya yönelik ne tür araçlar bulunduğu ders kitabının hazırlanması sırasında düşünülmeli.
Hukuk fakültelerinde ders kitapları olarak okutulan metinler, kanun şerhlerinden ibaret. Yazarlar kanunu şerh ederek öğrencinin hangi bilişsel düzeye ulaşmasını beklediklerini düşünmüyorlar hiç. Mesela bir hukuk ders kitabının Bloom taksonomisindeki hangi bilişsel davranışları hedeflediğini belirleyecek olsak, elimizde en alt düzeydeki hatırlamayla ilgili olan listelemek, tanımlamak, sınıflandırmak, eşleştirmek gibi eylemlerden başka bir şey olmazdı. Yani bu şerh mantığıyla yazılmış eserler, öğrencilerin yorumlamasına, açıklamasına, karşılaştırmasına, dönüştürmesine, görselleştirmesine, başka kelimelerle yeniden ifade etmesine; yeni olaylara uygulamasına, değerlendirmesine, tartışmasına, eleştirmesine, savunmasına, yargılamasına yönelik herhangi bir beceri kazandırmıyor.
Sözde hukuk ders kitapları ile bilimsel eserleri, monografileri birbirinden ayırmak mümkün değildir. Esasında temel başvuru kitapları ile monografiler ders kitabı olarak okutulmaktadır. Özellikle seçimlik dersler, akademisyenlerin doktora tezlerinin veya doçentlik çalışmaları çerçevesinde açılmakta ve derslerde de bu metinler okutulmaktadır. Bir ders kitabının yazım tarzı ile bilimsel eserin yazım tarzı farklıdır. Bilimsel eserlerdeki atıf verme teamül ve kuralları çok daha serttir. Hukukçuların atıf verme fetişizmini de düşünecek olursak, bilimsel eserler, her cümlenin sonuna bir dipnot eklenmesiyle meşhurdur. Dipnotlar bazen sayfanın tamamını kaplar. Ama dörtte birini kaplamadıkları sayfa da yok gibidir. Dipnotlardaki atıflar öğrenciyi ilgilendirmez. Bilhassa özel hukukçularımız, Almanca eserlere atıf yapmaya bayılırlar. Öğrencinin elbette hiçbir şey ifade etmez bu dipnotlar. Zaman zaman dipnotlarda uzun metinler de yer alır. Bu metinler çoğunca bir yüksek mahkeme kararındaki ifadeleri aktarır. Yapılan alıntı önemli görüldü ise neden metnin içine dahil edilmemiştir, merak konusudur.
Bir de analitik tez yazma geleneğinin sonucu olarak başlıklandırmaların kimi zaman tuhaflaştığını görürüz. Bir bölümde beşinci, altıncı alt başlıkla karşılaşabilirsiniz. Öğrenci için sınıflandırmayı zorlaştıran bir iştir.
Genel olarak üniversitelerdeki ders kitabı yazımında Türkçe literatürde önemli bir mesafe kat edildi. İngilizce öğretim yapan bilhassa tıp fakültelerindeki ders kitapları önce Türkçeye çevrildi arkasından Türkçe telif eserler de ortaya çıkmaya başladı. Giderek fen bilimlerinin ve sosyal bilimlerin her alanında pek çok nitelikli ders kitabını görmek mümkün. Hukuk alanında ise henüz gerçek ders kitaplarıyla karşılaşamadık. Bu alandaki en iyi çalışmaların Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi bünyesinde yapıldığını söylemek gerekiyor. Çeşitli programlarda okutulan hukuk derslerinin ders kitapları, belli bir formata uygun bir şekilde hazırlanıyor. Kitapların ilk yazılmaya başlandığı dönemde, kitap yazması teklif edilen ünlü ve ‘büyük’ hocalarımızın bu yazım tarzına uyum sağlayamadığını iyi biliyorum. Ünite sayısından ünitelerin hacmine, atıflardan başlıklandırma şekline kadar her meselede Açıköğretim editörleri ile hocalar karşı karşıya geldi. Hele kitaplarda öğrenciye yardımcı olacak ek araçların hazırlanmasında bu hocalarımız işlere ellerini bile sürmedi. Muhtemelen bu araçların hukuk kitaplarının ağırlığına halel getirdiğini düşünmüşlerdi.
Bir de pratik çalışma kitaplarımız vardır. Hukukçuların pratikten anladıkları, tasarlanmış bir olayın hukuk açısından değerlendirilmesidir. Esasında pratik çalışma öncesinde anlatılanlar teori filan değildir. Kanun şerhi görünümünde, eksik bir pratik muhakeme örneği oluştururlar. Ama birden fazla meseleyi bir olay içerisinde topladığınızda, adı pratik çalışma olur. Dersin büyük bir kısmında kanun şerhi formatında sesli okuma tarzında işlenen dersin sonunda, öğrencilerle birlikte pratik çalışma çözülür. Esasında bu, sınava hazırlık dersidir. Zira sınavda bir büyük olay verilecek bu olay içerisindeki hukuki meselelere ilişkin sorular sorulacaktır. Öğretim üyeleri bu pratik çalışmaları yapmayı pek sevmez. Genellikle derse asistanlarını sokarlar. Bu pratik çalışmalar, kelimenin tam anlamıyla pratik muhakemeyi de yansıtmaz işin doğrusu. Olay çerçevesinde, alt düzey bilişsel becerileri ölçebilecek sorular sorulur. Mesela, A şahsı bu olayda dava açabilir mi, diye sorulduktan sonra, bu olayda dava açabilme koşulları nedir sorusu da eklenir yahut öğrencinin bu soru da eklenmiş gibi cevap vermesi beklenir. Bu mantıkla hazırlanan pratik çalışma ders kitapları, öğrencinin tartışmasına, değerlendirmesine, savunma yapmasına, eleştirmesine olanak tanımaz. Her nasıl oluyorsa, her sorunun mutlaka tek bir doğru cevabı vardır ve bu cevap da o kitapta yazar.
Esasında bunlar ders kitabı filan değil, öğrencinin sınava hazırlanmak için yararlanacağı örnek sorular ve cevaplarıdır.

Hasılı: Hukuk fakültesinde ders kitabı yoktur. Ders kitabının ne olduğunu bilen akademisyen sayısı da pek azdır. Bir ders kitabına ihtiyaç olduğunu düşünen de yoktur. Herkes yazılan ve okutulan kitaplardan memnundur. Farklı bir yol olduğunu bilmek istemez kimse. Duysa kulağını kapar. Yeni bir şeyler öğrenmeye üşenir. Yapanı beğenmez, takdir etmez, teşvik etmez. Ülke genelinden farkı yoktur yani…

2 yorum:

  1. Hocam sanıyorum, hukuk alanındaki ders kitabı olmamasının en büyük sebebi, sizin de belirttiğiniz gibi hukuk hocalarının hukuku ders kitabı düzeyine indirmek istememeleri. Yâni, bol atıflı ve bol doktrinel tartışma ihtiva eden bir kitap olmadıkça o kitabın öğrencilere okutulmasının bir faydası yok, onlara göre. Ancak öğrencilik dönemimden de hatırladığım üzere, bu yaklaşım öğrenciyi dersten uzaklaştırıyor. Çünkü öğrenci, sınıflandırmayı yapamadıktan bir süre sonra bu mücadeleyi bırakıyor ve dersi kitaptan takip etmek istemiyor. Çünkü kitabı anlaması için ekstra bir mesai ve emek sarf etmek zorunda. Bunun yerine arkadaşlarının aldığı ses kayıtlarından çalışmayı tercih ediyor. Sonuçta, ağır bir kitap okutmayı tercih ederek öğrencinin çok daha fazla şey öğreneceğini düşünen hoca, o kitabın hiç okunmaması nedeniyle öğrenciyi "çalışmıyorsunuz, okumuyorsunuz" diye azarlamaya başlıyor.

    Yazınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. hocam merhaba
    öncelikle yazınız için teşekkür ederim. bir hukuk öğrencisi olarak sisteme, kitaplara dair yakındığım ne varsa bilimsel boyutunu da katarak yazınızda değerlendirmişsiniz. benim öğrenmek istediğim özellikle sosyal bilimler ve hatta mümkünse hukuk alanında yazılmış nitelikli bir ders kitabıyla karşılaştınız mı? şayet paylaşırsanız keyifle okumayı dilerim

    YanıtlaSil